AKP'de 'Adam Kaçırma' skandalı!

AKP Genel Merkezi’ne iletilen iddiaya göre; Yunusemre Belediye Başkanı Mehmet Çerçi ve Saruhanlı Belediye Başkanı Hüseyin Yaralı, Suat Diktaş’ı silah zoruyla kaçırtıp iki saat sorguya çekti. Olayın yargıya taşınmadığını dile getiren Diktaş, "Bu saatten sonra partimizin adaletine güveniyoruz" dedi...

AKP'de 

'adam kaçırma' 
skandalı...
 "Metin Külünk: Üzgünüm"

AKP'de “Adam kaçırma skandalı” ortaya çıktı... 


Manisa'nın Saruhanlı Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürü Suat Diktaş, AKP'li Yunusemre ve Saruhanlı ilçe belediye başkanları tarafından silah zoruyla kaçırılıp, iki saat sorguya çekildi.

Diktaş, başından geçenleri AKP Yerel Yönetimler Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erol Kaya'ya gönderdiği mektupta anlattı.

Sözcü'den Veli Toprak'ın haberine göre mektupta, olay detaylarıyla yer aldı. Diktaş, CHP'li milletvekilleri ve belediye başkan yardımcılarıyla ilgili sorguya çekildiğini söyledi. Diktaş, “Görüştüğüm parti büyükleri ‘Bekle, hiçbir şey yapma' dedi. Genel merkezin vereceği kararı bekliyorum" ifadelerini kullandı. 


Diktaş olayı şöyle anlattı:

“SEN KİMLERİN ADAMISIN?”

“30 Ekim 2017 günü saat 11.00 civarında Yunusemre Belediyesi'ne ait kreşe gittiğim esnada Belediye Başkanı Mehmet Çerçi de geldi. Beni takip eden Mehmet Öcal ve gri takım elbiseli bir şahıs, ayrıca silahını gördüğüm koruma Volkan tarafından aracımın önü kesilerek araçtan indirildim. ‘Mehmet Çerçi sizi çağırıyor' dediler. 10-15 kişiden oluşan silahlı adamlarıyla beni kreşin yanında kameraların olmadığı alana götürdüler. 


Sonra ‘Saruhanlı Belediye Başkanı Hüseyin Yaralı'yı arayın o da gelsin' diye talimat verdi. Beni Yunusemre Belediyesi'ne ait OSB'de bir binaya götürdüler. İki belediye başkanı iki saat savcı gibi ifademi baskıyla aldı. Belediye Başkan Yardımcısı Kılıç Kaya için ‘Rüşvet alıyor mu?' diye sordular. ‘Ankara, İstanbul'a evrak göndermişsin, Özgür Özel ve danışmanıyla görüşmüşsün. MİT misin, Ankara'da kimlerin adamısın?' gibi sorular sordular. Sonra Milletvekilimiz Metin Külünk, vali ve emniyet müdürünü arayıp kaçırıldığımı söylemiş. Polis tarafından emniyete götürüldüm.”

METİN KÜLÜNK: ÜZGÜNÜM

Mektupta adı geçen AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk de ‘üzüntülü' olduğunu belirtti ve “Mektup Erol Kaya beyin önünde duruyor” demekle yetindi.

'PARTİMİZİN ADALETİNE GÜVENİYORUM'

Söz konusu mektubun haber olmasının ardından Suat Diktaş, DHA muhabirine AKP'ye zarar vermek istemediğini söyledi. Olayın yargıya taşınmadığını dile getiren Diktaş, "Bu saatten sonra partimizin adaletine güveniyoruz. Polemik yaratmak istemiyorum. Konuşmama hakkımı kullanmak istiyorum; çünkü partiye zarar geliyor. Böyle bir olay yaşandı. Şu an konuyu partimizin genel merkezine ilettik, partimizin adaletine güveniyoruz. Gerekli açıklamaları sonra yapacağım" dedi.


Yunusemre Belediye Başkanı Mehmet Çerçi'nin danışmanı Musa Dirik ise konuyla ilgili daha sonra açıklama yapacaklarını söyledi.


Münevver’in avukatı isyanda: “FETÖ izi var”

Cezaevinde intihar eden Cem Garipoğlu’nun Münevver Karabulut’u öldürdüğü villadaki 700 bin doları tutanağa geçirmedikleri ve kamera kayıtlarını sildikleri iddia edilen 6 polisin davası 8.5 yıldır karara bağlanmadı...

Münevver’in 

avukatı isyan etti:
  Davada FETÖ izi var

Münevver Karabulut’un ailesinin avukatı Rezan Epözdemir, 24. Duruşmada isyan etti...


Avukat Epözdemir, “Cinayetten sonra toplam 12 dava açıldı. Cinayet davası dahil 11’i karara çıktı. ODTÜ, İTÜ, Adli Tıp Kurumu ve TÜBİTAK bu dosyaya yani 12’nci davaya vebalı muamelesi yaptı. Jandarma hard disk kayıp dedi. O dönem bir anlam verememiştik. Ancak daha sonra fark ettik ki, polislerin o dönemki avukatı FETÖ’nün yargı imamı olarak aranan firari Halil İbrahim Koca’dır. Bu dosyada FETÖ izi var. Davanın zaman aşımına gitmeden bitirilmesini istiyoruz” dedi.

Münevver Karabulut 2009’da erkek arkadaşı Cem Garipoğlu tarafından vahşi bir şekilde öldürüldü. Cinayet davası yıllarca ülke gündeminde kaldı. Cinayetle ilgili aralarında tazminat davalarının da olduğu toplam 12 dava açıldı. Davalardan biri de, olay gecesi villada inceleme yapan 6 polisin buldukları 700 bin doları tutanağa geçirmedikleri ve kamera kayıtlarını sildikleri iddiasıyla açıldı. Cinayetin üzerinden geçen 8.5 yılda polislerin davası hariç tüm davalar karara çıktı. Hatta davanın sanığı Cem Garipoğlu cezaevinde intihar etti.

Polislerin yargılandığı Küçükçekmece 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dün 24. Duruşma görüldü. Karabulut Ailesi’nin avukatı Rezan Epözdemir, davanın 26 Nisan 2018’de zamanaşımına uğrayacağını belirterek karara bağlanmasını talep etti.

KİMSE İNCELEMEDİ BİLE

Rezan Epözdemir dosyanın kasten geciktirildiğini iddia ederek şunları söyledi: “Mahkeme dosyayı TÜBİTAK’a göndererek incelenmesini talep etti. Aylar sonra nitelikli personel yok denilerek dosyayı incelemeden gönderdiler. Adli Tıp Kurumu’na gönderdi onlar da aylar sonra aynı bahaneyle geri yolladılar. İTÜ ve ODTÜ’de bu dosyayı aylarca bekletti ancak nitelikli personel yok diyerek incelemedi. Bu dosya sürüncemede bırakıldı. En son Jandarma Kriminal Dairesi mahkemeye yazdı ve hard disk imajlarının bulunamadığını söyledi. Mahkeme de halen bunları bulabilmiş değil. O dönem biz bu olanlara bir anlam verememiştik. Sonra 17-25 Aralık oldu, 15 Temmuz oldu. Bir baktık ki polislerin avukatı Halil İbrahim Koca FETÖ’nün yargı imamı olarak aranıyor. Şike Kumpas, MHP’lilere kaset komplosu gibi davalarda da ismi geçiyor. Şimdi anlıyoruz neden dosyanın böyle olduğunu.”

BİR DAHAKİ DURUŞMADA KARAR VERİLECEK

Mahkeme sanık avukatlarına esas hakkındaki savunmalarını hazırlamaları için süre tanınmasına ve karar duruşmasının 16 Ocak 2018’de yapılmasına karar vererek duruşmayı erteledi.

Tayyip'in ve AKP'nin fetvacısı: 'Kadının sesi tahrik ederse ...'

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın fetvacısı olduğu iddiasıyla daha önce gündeme gelen Yeni Şafak yazarı Hayrettin Karaman, şimdi de kadınların sesini haram ilan etti...
Tayyip ' in fetvacısı yazıyor:
'Kadının sesi haram değildir;
ancak şehveti tahrik ederse ... ' 

AKP'li Yeni Şafak gazetesi yazarı Hayrettin Karaman, "Kadının sesi haram değildir; ancak şehveti tahrik ederse Kur’ân okumasını bile dinlemek haram olur" dedi...



Erdoğan'ın fetvacısı olarak daha önce gündeme gelen Karaman'ın tepki çeken yazısından bir bölüm şöyle:


    Gazzâlî, incelemesini sürdürürken müziğin duruma göre ya mübah veya mendûb olduğunu, onu haram kılan şeyin kendisi değil, dıştan ârız olan beş sebepten ibaret bulunduğunu ifade ederek şöyle devam ediyor:

    1)Şarkı söyleyen kadın olur, dinleyen de kadın sesinin şehvetini tahrik edeceğinden korkarsa dinlemek haramdır. Burada haram hükmü müzikten değil, kadının sesinden gelmektedir. Aslında kadının sesi haram değildir; ancak şehveti tahrik ederse Kur’ân okumasını bile dinlemek haram olur.

    2) Müzik âleti içki meclislerinin sembolü olan âletlerden ise bunu kullanmak haram olur; diğerleri mübah olmakta devam eder.

    3) Şarkı ve türkünün güftesi bozuk, İslâm inancına ve ahlâkına aykırı ise bunu müzikli veya müziksiz söylemek ve dinlemek haramdır.

    4) Gençliği icabı şehevî duyguların mahkûmu olan bir kimse aşırı derecede müziğe düşer, müzik onun yalnızca cinsî arzusunu tahrik ederse onun müzikten uzak durması gerekir.

    5) Sıradan bir insanın müzik şehvetini de ilâhî aşkını da tahrik etmediği halde bütün vakitlerini alır, onu başka işlerden alıkoyarsa yine haram olur.”

    Ayrıca siteme bakılırsa orada benim, Gazzâlî gibi düşündüğüm açıkça görülür.

Hatay Müftüsü de dağıttı!

Hatay Müftüsü Hamdi Kavillioğlu, bir imam hatip lisesinde velilere hitaben yaptığı konuşmada kız çocuklarının ergenlik çağında (9-15 yaş arasında) evlendirilmesi gerektiğini savundu...
 
Müftü çocuk yaşta evliliği savundu
Hatay İl Müftüsü Hamdi Kavillioğlu, Narlıca Hz. Ayşe Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde velilere yönelik verdiği konferansta, İslam'a göre, çocukların anne ve babaları üzerinde bazı hakları olduğunu kaydederek, bunlardan birinin de çocuğun ergenlik çağına eriştiğinde babası tarafından evlendirilmesi olduğunu bildirdi. Kavillioğlu kız çocuklarının 9-15 yaş arsında evlendirilebileceğini savundu...

Müftü Kavillioğlu, İslam'a göre çocukların anne ve babaları üzerinde, ‘Güzel bir isim koymak', ‘İyi bir eğitim ve terbiye vermek', ‘Çocuklara güzel davranmak' ve ‘Evlilik çağına geldiğinde evlendirmek' gibi bir takım hakları olduğunu söyledi.

Kavillioğlu, çocuğun evlilik çağı ile ilgili olarak, “Çocuğun, babası üzerindeki haklarından biri de, buluğ çağına erişince çocuğunu evlendirmesidir. Hem Kur'an-ı Kerim hem de Hz. Peygamber (s.a.v), gençlerin ve yetimlerin buluğ çağına erince evlendirilmelerini emretmektedir” açıklamasında bulundu. 

“Buluğ çağı, İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre kızlarda 9-15, erkeklerde 12-15 yaşları arası olarak belirlenmiştir. Yalnız İmam-ı Azam Hazretleri, buluğ çağının sonu olarak kızlarda 17, erkeklerde ise 18 yaşını kabul eder” diyerek çocuk evliliklerine destek çıktı.

Yeniçağ

Üreticiler KAN ağlıyor..

Muğla'nın narenciye üretiminde lokomotif kentleri Dalaman, Köyceğiz ve Ortaca'da üreticiler, giderlerini karşılayamamaktan yakındı... 
 
Muğla'da narenciye üreticisi dertli  
Üreticiler, buna rağmen pazar ve marketlerde ürünlerin yüksek fiyatla satıldığına dikkat çekti...
 
Narenciye üreticileri, portakal, mandalina ve limon fiyatlarının 10 yıldır artmadığını; ancak maliyetlerin katlanarak, büyüdüğünü söyledi. Dalında mandalinanın kilo fiyatının 25 kuruşa düştüğünü belirten üreticiler, buna rağmen alıcı bulamadıklarını dile getirdi. 

Üreticinin yaşadığı sıkıntıları, Muğla'nın narenciye üretiminde lokomotif ilçelerinden Dalaman ve Ortaca'nın ziraat odaları başkanları anlattı.

'ÇİFTÇİLERİMİZ MAĞDUR OLUYOR'

Çiftçinin çok fazla dayanma gücünün kalmadığını vurgulayan Dalaman Ziraat Odası Başkanı Tevfik Tayfun Tuncay, "Son zamanlarda narenciye fiyatlarının pazarlarda çok pahalı olduğu haberleri yapılmakta. Bunlarla ilgili biz üreticiler çok üzgünüz. Çiftçilerimiz bu ürünleri tüketiciye sunmak için canla başla, çok zor şartlarda çalışarak yetiştiriyor ve tüketiciye sunuyor. 


Bu pahalılık kesinlikle üreticinin yapmış olduğu bir şey değil. Günümüzde bir sigara 13-14 lira olduğu, bir ayakkabının 100 ila 300 lira olduğu bir yerde, çiftçi binbir emekle, çiçekten hasat zamanına kadar gelmesinde çok yüksek girdi maliyetiyle ürettiği ürünlerini satıyor. Pazarda portakal ve mandalinanın kilosunun 3 ila 5 lira olması çiftçinin suçu değil. Çiftçilerimiz de bundan dolayı mağdur oluyor. 

Bugün çiftçimize başta hükümet olmak üzere herkesin sahip çıkması gerekmektedir. Burada en çok zarar gören kesim üreticiler ile tüketiciler oluyor. Üretici ağaç başına 5 kilo gübre veriyor. Dönümüne 300 lira su parası harcıyoruz. Gübre, su ve zirai ilaca güç yetmiyor. Yetiştirdiğiniz ürün ise para etmiyor. Fiyatlarımız sürekli düşüyor, girdilerimiz sürekli artıyor. 4-5 sene sonra bu ürünleri yiyemeyiz. Üreticilerin çoğu bankalara borçlu. Çiftçi kredi taksitlerini ödemek için çalışıyor. Birçok üreticinin arazileri bankalara ipotekli" diye konuştu.

'ÜRETİCİ AZ ÜRÜN ALDI, AZ KAZANDI'

Ortaca Ziraat Odası Başkanı Salim Çöllü ise "Geçen yıllara göre tüketiciler, pazarlarda yaş sebze ve meyvenin daha pahalı olduğunu söylüyor; ama bu, üreticinin cebine yansımıyor. Rekoltenin düşük olması nedeniyle üretici, bu yıl daha az ürün aldı. Geçen yıla göre üretici, daha az para kazandı; çünkü girdiler çok fazla" dedi. 


Çöllü, en çok tüketici ve üreticinin zarar gördüğünü, narenciye satışından ise aracının kar ettiğini belirtti.

'PARA KAZANMAYI UNUTTUK, ELİMİZDEKİNİ MUHAFAZA ETME DERDİNDEYİZ'

Dalaman'da portakal, nar, limon ve domates üreten Mehmet Orhan, bu yıl limonu kilosu 1 liradan, 'Washington portakalı'nı ise 50- 60 kuruştan sattığını belirterek, yüzde 5 fireyi de göz önünde bulundurduklarında, portakalın kilosundan 20 kuruş kazandıklarını söyledi. Gübre, ilaçlama, mazot ve diğer masrafları karşılayamadıklarını belirten Orhan, "10 dönümlük yere, 3 bin liralık gübre harcadık. Hastalıklara karşı ilaçlama yapıyoruz. Bunların masrafı belli. Kısacası elimize hiçbir şey kalmıyor. Parayı aracı götürüyor. İhracat yapılıyor; ama üreticinin eline geçen para çok düşük. İstanbul'da, pazarda portakal, en düşük 3 liradan marketlerde ise 2 katı fiyata satılıyor. Neden çiftçiye sahip çıkılmıyor?" diye konuştu.

​Mazot ve gübre giderlerinin sürekli arttığını, ürün fiyatlarının ise aynı kaldığını vurgulayan Orhan, "15 dönüm portakal ve mandalina dikili arazim var. Şu ana kadar 10 bin lira para harcadım. Sattığım ürünümden de 10 bin lira aldım. 10 yıl önce işçinin yevmiyesi 10 lira, mazot 40 kuruştu. Şimdi yevmiye 50 lira, mazot 5 lira. Çiftçinin bunun altında kalkması, artık mümkün değil. Para kazanmayı çoktan unuttuk, elimizdekini muhafaza etmenin derdindeyiz" dedi.

Yeniçağ 

 

Kimin cebinde BÜYÜME!

 Büyüme kimin cebine çalıştı?

Esfender KORKMAZ
Açıklanan Üçüncü Çeyrek Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'da (GSYH) büyüme oranı ile Türkiye, Dünya Büyüme Şampiyonu oldu. 

Geçici de olsa hepimiz için sevindirici bir sonuçtur. Ne var ki bir toplumun mutluluğu için büyüme tek başına yetmiyor. Eğer bu büyüme hukukun üstünlüğü, demokrasi, basın özgürlüğü ortamı içinde olsaydı, daha çok sevinirdik.

İktisat politikaları iki tarafı kesen bıçak gibidir. Büyüme için fazla hormon verirseniz ters tarafı daha fazla keser.Söz gelimi geçen sene 3. çeyrekte GSYH, yüzde 1.8 daraldı. Bu sene yüzde 11.1 arttı. Bu durum büyümenin aşırı hormonlu olduğunu gösteriyor. Bir yılda 12.9 büyüme farkı da bizzat istikrarsız büyüme yaşadığımızı gösteriyor.

1- Büyümenin Millî Gelir artışı yanında, üçüncü çeyrekte işsizliği de 0.7 puan düşürmesi olumlu katkısıdır.

2- Buna karşılık büyümenin olumsuz etkileri de olmuştur. Aşağıdaki tabloda 3. çeyrek verileri karşılaştırılmıştır. 2016 Eylül ayında yüzde 7.28 olan yıllık TÜFE oranı, 2017 Eylül ayında, 3.9 puan artarak 11.20'ye yükselmiştir.Tüketim artışı için bütçeden verilen paralar, vergi indirimleri, hazine garantili krediler ve diğer teşvikler, talep artışı yaratmış ve bu artış aynı zamanda kronik enflasyona da ilave yapmıştır.

3- Büyüme ile artan gelirin üretim, katma değer yaratan emek, sermaye, müteşebbis gibi üretim faktörleri arasında yüzde yüz adil dağılması mümkün değildir. Ancak kamuoyunu rahatsız etmeyecek kadar bir adalet içinde dağılması gerekir.

Üçüncü çeyrekte ücret ödemelerinin GSYH içinde payı geçen sene 35.6 iken bu sene 32.7'ye geriledi. Yani çalışanlar büyümeden pay almadı. Zaten işçi ve memura yalnızca enflasyon hesabı yapılıyor, büyümeden pay verilmiyor. Özetle büyümeden çalışanın cebine giren bir şey olmamıştır.

***























 ****

4- Üçüncü çeyrekte sanayide yüzde 14.8 büyüme olmuştur. Ancak bir çeyrek içinde teknoloji değişmediğine göre, kapasite kullanım oranı neden yalnızca  0.9 puan artmıştır?5- Dış borç stokunun artması dış kaynak girişi demektir. 2017 ikinci çeyrek dış borç stokumuz 432 milyar dolar idi. Üç aylık artışla 440 milyar dolara çıktığını tahmin edersek, ülkeye kaynak olarak veya mal ve hizmet olarak 24 milyar dolar girmiştir.Dışarıdan kaynak girişi büyümeyi olumlu etkiler. 

Ancak eğer cari açık için borçlanıyorsak kaynak girişi ayrıca büyümeyi etkilemez. Ancak açığı telafi eder. Cari açıktan fazla dış borçlanma büyümeyi etkilese de dış borç stokunun artması da gelecek yıllardaki büyümenin bu günden ipotek altına alınması demektir.6- 2017 yılında 9 aylık dış ticaret açığı ve cari açık artmıştır. Normalde bir ekonomide büyüme olursa üretim artışının bir kısmı ihraç edilir ve ülke Çin'de olduğu gibi cari fazla verir. 

Türkiye'de AKP iktidarının yanlışları, üretimin ithal ara malı ve ham maddeye bağımlı olmasına yol açtı. Bu nedenle büyüme ithalat talebini de artırıyor.7- Bu sene 9 aylık bütçe açığı da 19.6 milyar lira daha fazla oldu. Bütçe açığı talep artışına yol açar ve büyümeyi olumlu etkiler. Ancak büyümenin devam etmesi için bu açığın yatırım artışından ileri gelmesi gerekir. Türkiye de tersine, popülizmden dolayı artan cari harcamalar artmıştır.    


Ankara susuz kalacak! Tehlike çanları!

Ankara'nın su ihtiyacını karşılayan 7 barajın doluluk oranı yüzde 20.74'e geriledi...

Ankara için tehlike çanları! Yüzde 20'lere geriledi


 Kavşakkaya, Akyar ve Elmadağ Kargalı barajlarında ise su tamamen tükenme noktasına geldi...

Ankara Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü'nün (ASKİ) verilerine göre, başkente su sağlayan 7 barajda doluluk oranı yüzde 20.74'e geriledi.

ASKİ'nin dijital sensörlerle anlık olarak yaptıkları ölçüm raporlarına göre; 12 Aralık 2016 tarihinde Ankara'daki barajlarda doluluk oranı 441 milyon 793 bin metreküp su ile yüzde 27.85 olarak ölçülürken bu yıl aynı tarihteki su oranı 329 milyon 99 bin metreküp su ile yüzde 20.74 olarak ölçüldü.



 3 BARAJDAN SU VERİLEMİYOR

Başkentin en büyük barajı olan Çamlıdere Barajı'ndaki su seviyesi yüzde 18.85 seviyesine inerken barajlar son yılların en kurak mevsimini yaşıyor. 56 milyon metreküp su kapasitesi bulunan Akyar Barajı, 80 milyon 835 bin metreküp su kapasitesi bulunan Kavşakkaya Barajı ve 2 buçuk milyon metreküp su kapasitesi bulunan Elmedağ Kargalı Barajı'nda su tamamen tükenme noktasına geldi.

Şu an itibari ile doluluk oranları yüzde 13.84 düzeyinde bulunan Akyar, yüzde 13.57 olan Kavşakkaya ve yüzde 13.36 olan Elmadağ Kargalı barajlarının su verme seviyelerinin altında bulunması nedeniyle Ankara'ya su verilemiyor.

Öte yandan Kızılcahamam'da bulunan Kurtboğazı barajı ise en dolu baraj olarak görünüyor. 92 milyon 53 bin metreküp kapasiteli baraj yüzde 49.57 doluluk oranı ile Ankara'nın en dolu barajı konumunda yer alıyor.



Türkiye 10 yıl sonra tazminata mahkum oldu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun (DİSK) 1 Mayıs 2007’deki Taksim eylemine polis müdahalesiyle ilgili başvurusunu sonuçlandırdı. AİHM, her başvurucuya ayrı ayrı 7 bin 500 Euro manevi tazminata hükmetti...

AİHM’den 10 yıl sonra 1 Mayıs kararı


AİHM kararında, kurum olarak DİSK’in yanı sıra konfederasyonun o dönemki başkanı Süleyman Çelebi ile o dönem Dev Sağlık-İş'ten olan, DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu ve Musa Çam, Adnan Serdaroğlu, Kamer Aktaş, Celal Ovat, Ali Rıza Küçükosman ve Türk Tabipleri Birliği’nin o dönemki başkanı Gençay Gürsoy yer aldı.

2008'DE KARAR, 2009'DA İZİN, 2013'TE YASAK...

Mahkeme, 1 Mayıs 2008’deki polis şiddetini de aynı gerekçeyle mahkum etmişti.

22 Nisan 2009’da 1 Mayıs'ın, “Emek ve Dayanışma Günü” adıyla tatil olmasına ilişkin kanun tasarısı TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi, meydan işçilere açıldı. 5 binden fazla kişi, Taksim meydanında 1 Mayıs'ı kutladı.

2013’te ise dönemin İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Taksim’in inşaat alanı olduğunu bahane ederek kutlamaları bir kez daha yasakladı.

2007'DE 234 KİŞİ GÖZLATINA ALINDI

1 Mayıs 2007’de İşçi Bayramı’nı İstanbul’da, Taksim meydanında kutlamak amacıyla, DİSK, TTB ve Dev Sağlık-İş, 19 Nisan 2007’de İstanbul Valiliğine bildirimde bulundu. Bildirimde, basın açıklaması yapacaklarını ve anıta çiçek bırakacaklarını ifade ettiler. 

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, emek ve meslek örgütlerine 30 Nisan 2017’de verdiği cevapta, basın açıklaması taleplerinin reddedildiğini, ancak isterlerse birkaç temsilciyle anıta çiçek koyabilmelerine izin verildiğini bildirdi.

1 Mayıs’ı kutlamak için o sabah Taksim meydanına gitmek isteyen işçilere ise polis, biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti, üçü başvuruculardan olmak üzere toplam 234 kişi gözaltına alındı, o geceyi gözaltında geçirdiler.

ÇELEBİ'YE DAVA AÇILDI

Valiliğin yasak kararına ve polisin kötü muamelesiyle ilgili birçok farklı şikayet yapıldı. Savcılığa iletilen suç duyuruları arasında, polisin “görevi kötüye kullandığı” ve “orantısız güç kullandığı” iddiaları da vardı.

Emniyet Müdürlüğü ve Valiliğe yönelik tüm suç duyuruları takipsizlikle sonuçlanırken, Süleyman Çelebi’ye “izinsiz gösteriye katılmak” suçundan dava açıldı. (Çelebi, Temmuz 2008’de bu davada beraat etti.)

1 Mayıs’ta gözaltına alınan 234 kişi hakkında başlatılan 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşlerine muhalefet suçlamasıyla başlatılan soruşturma da Eylül 2007’de takipsizlikle sonuçlandı.

Emniyet Müdürlüğü mensuplarına yönelik orantısız güç kullanımı, kötü muamele ve görevi kötüye kullanma suçlamalarının davaya dönüşmemesi üzerine, emek ve meslek örgütleri temsilcileri AİHM’e başvurdu.

AİHM'in bugün açıkladığı kararda, Türkiye bir kez daha örgütlenme özgürlüğünü ihlal etmekten mahkum oldu. AİHM, her başvurucuya ayrı ayrı 7 bin 500 Euro manevi tazminata hükmetti.



AKP bir Bakanın kardeşini daha MEB'e müdür yaptı

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün kardeşi, Mehmet Nezir Gül Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğüne getirildi...

Bakanın kardeşi MEB'de müdür oldu
Sözcü'den Deniz Ayhan'ın haberine göre, Milli Eğitim Bakanlığında Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü Ali Rıza Altunel'in yerine Din Öğretimi Genel Müdürlüğü bölümünde daire başkanı olarak görev yapan Mehmet Nezir Gül getirildi...

Atama Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz'ın kararıyla gerçekleşti.

NEZİR GÜL KİMDİR?
Nezir Gül, 1965 yılında Gaziantep'te doğdu, Nizip İmam-Hatip Lisesi'ni bitirdikten sonra Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 

Nizip’te Anadolu İmam Hatip Lisesinde öğretmenlik ve idarecilik yapan Gül, ardından Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğünde görev yapmaya başladı. 

O Yobazın yargılanmasına yeniden başlandı

“Atatürk'ün  hatırasına alenen hakaret etmek" ve “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek" suçlarından aldığı 2 yıl 6 ay hapis cezasının istinaf mahkemesinde bozulması üzerine Hasan Akar'ın yargılanmasına tekrar başlandı...

Atatürk'e hakaret eden

o meczup hakkında yeni gelişme

Atatürk'e hakaret eden Hasan Akar'ın yargılanmasına tekrar başlandı...

Hasan Akar duruşmaya katılmadı, avukatı reddi hakim talebinde bulundu. Mahkeme, CHP Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi'nin de aralarında bulunduğu 3 kişinin de davaya müdahil olma taleplerini reddetti. Reddi hakim talebinin karar bağlanması için dosyanın Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine karar veren mahkeme, duruşmayı erteledi.

HASAN AKAR DURUŞMAYA KATILMADI

Bakırköy 18. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuksuz sanık Hasan Akar katılmazken, Avukatı Mustafa Arıboğa hazır bulundu. Hakim, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi'nin bozma kararını okudu. Hakim, CHP Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi'nin de aralarında bulunduğu 3 kişinin de davaya müdahil olmak için avukatları aracılığıyla mahkemeye dilekçe sunduklarını açıkladı. 


Söz alan İlgezdi'nin Avukatı Dila Isıyel de davaya müdahil olma taleplerinin olduğunu belirterek, “Gerekçelerini dilekçemizde ayrıntılarıyla belirttik. Eski kararda direnilmesini, hakaret içerikli kitapların da toplatılmasını talep ediyorum" dedi.

HASAN AKAR'IN AVUKATI: HAKİMLİĞİNİZİ REDDETTİM BUNA GÖRE KARAR VERİLSİN

Hasan Akar 'ın Avukatı Mustafa Arıboğa, reddi hakim talebinde bulunduğunu belirterek, “Hakimliğinizi reddettim. Buna göre karar verilsin. Ayrıca davaya katılma taleplerinin de reddine karar verilsin. Bunlar hep baskı unsuru" ifadelerini kullandı.

KATILMA TALEPLERİ REDDEDİLDİ

Mahkeme, İlgezdi'nin de aralarında bulunduğu 3 kişinin suçtan zarar görmedikleri gerekçesiyle davaya müdahil olma taleplerinin reddine karar verdi. Reddi hakim talebinin karara bağlanması için dosyanın bir üst mahkeme olan Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine karar veren mahkeme, duruşmayı erteledi.

DAVANIN GEÇMİŞİ

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Hasan Akar'ın da 9 Mayıs 2017 tarihinde saat 19.00'da bir televizyon kanalında ana haber programında yayınlanan bir videoda  söylediği sözlerine ilişkin soruşturma başlatmıştı. Soruşturma sonunda iddianame hazırlayan savcılık, söz konusu  videoda Atatürk'ün hatırasına alenen hakarette bulunduğunu belirterek, Akar'ın "Atatürk'ün  hatırasına alenen hakaret etme" ve "Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" suçlarından 2,5  yıldan  7,5 yıla kadar hapsi talep etmişti.


Bakırköy 18. Asliye Ceza Mahkemesi 19 Temmuz'da görülen duruşmada Hasan Akar'ı “Atatürk'ün  hatırasına alenen hakaret etme" ve "Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" suçlarından toplam 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırmış ve Akar'ın tutukluluk halinin devamına hükmetmişti. 

Hasan Akar'ın avukatı karara itiraz etmişti. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi de Hasan Akar'ın konuşmayı 2004 yılında yaptığı yönünde savunması bulunduğunu, yerel mahkemenin bunu araştırmadan, konuşmanın televizyonda yayınlandığı 9 Mayıs 2017 tarihini suç tarihi kabul ederek hüküm kurduğunu, 12 yıllık zamanaşımı tartışmasına girmeden kurulan hükmün bozulmasına 5 Ekim'de karar vermiş ve Hasan Akar'ın da tahliyesine hükmetmişti.

NE OLMUŞTU?

TVNet’te yayımlanan “Derin Tarih” isimli programda Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan hakkında skandal sözlere imza atılmıştı “Derin Tarih” dergisinin Latife Hanım konulu sayısının işlendiği “Latife Hanım Çankaya’nın ikinci first lady’si miydi” sunuşuyla hazırlanan programda, Afet İnan hakkında skandal ifadelerde bulunmuştu.

NUR CEMAATİ'NDEN ATATÜRK'E KÜFÜR

Atatürk’e hakaret eden Mustafa Armağan, Yavuz Bahadıroğlu ve Süleyman Yeşilyurt’un bu programının ardından Nurcuların Hocası Hasan Akar, Atatürk’ün annesini hedef aldı. Hasan Akar “Atatürk’ün annesi Selanik genelevinde çalışıyordu” şeklinde alçakça ifadeler kullandı. 


Doğa harikası ihaleye açılıyor

Bolu'nun doğa harikası Gölcük Parkı otel ve bungolov evler yürüyüş için ihaleye açılacak ...
 

 Gölcük Parkı ihaleye açılıyor 


 Gölcük Milli Parkı'nda 49 yıllığına Bolu Belediyesi'nden kiracı çıkarıldığı için, kalan 22 yıllık özel bir işyerinde devretmek için ihaleye çıktı ...

 31 Aralık 2040 tarihine kadar Gölcük Dağ Köşkü, 25 adet bungolov ile Gölcük Göl Gazinosu kiraya verilecek.  İhale 19 Aralık Salı günü yapılacak.  16 aylık inşaat süresinin ardından aylık kira bedeli ilk 5 yıl için 10 bin lira artı hasılattan% 1 ödemesi olarak belirlendi.

 5 yıldan sonra ise cirodan% 1 ödemek ve ödemek 20 bin liranın altında olamayacak.  İhalede istekliler bu 20 bin lira üzerinden yarışacak.  Gölcük Göl Gazinosu, inşaat yeri tesliminden itibaren bir yıl içinde ihaleyi kazanan firmaya devredilecek.

 Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz, yılda ortalama 100 bin araçla 500 bin kişinin girişinde Gölcük'te yapılacak olan dağ köşkü ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nca 25 bin havaalanı görevlendirildiğini söyledi.

 Belediye yetkililerinden görebilgisayardan dağ köşkü, 19 odalı küçük, butik otel şeklinde olacak.

 Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun milli parkları, sözde yeni tanımlama kılıflarıyla imara açtığını iddia eden CHP Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen, Cumhurbaskanı Erdoğan'ı Bolu Gölcük'te plan planlananları durdurmaya çağırdı.

 Pekşen şöyle yazdı: 


 " Bugün AKP'liyim diyen hiç kimse değil, Uzungöl, Ayder ve Çamburnu Milli Parkı'nda yapılanları savunamıyor.Nitekim bir ay önce Cumhurbaskanı 'Biz Ayder'i kirlettik, rezil ettik' Sayın Cumhurbaşkanı oraları katlettiyseniz Bolu Gölcük'teki katliamı durdurun. " 


Turkcell'e koruduğu Ensar Vakfı'ndan bir darbe daha

Turkcell, Ensar Vakfı sponsorluğunu Twitter üzerinden eleştiren 124 kişiye açtığı 10 bin TL'lik tazminat davasını kaybetti...
Turkcell'e koruduğu 
Ensar Vakfı'ndan 
bir darbe daha:
 Tüm davaları kaybettiler

Çocuklara tecavüz skandalıyla gündeme gelen Ensar Vakfı’nın sponsorlarından olan ve tüm tepkilere rağmen sponsorluğunu geri çekmeyen Turkcell, Twitter’da tepki gösterip hattını kapatan kullanıcıları hedef almış, tweet atan 124 kişiye “ticari itibarlarını zedeledikleri” gerekçesiyle tazminat davası açmıştı...

Her davalıdan 10 bin TL manevi tazminat talep eden Turkcell, çıkan emsal kararla açtığı davaları kaybederken, atılan tweetler "ifade özgürlüğü" kapsamında değerlendirildi.

TAZMİNAT TALEBİ REDDEDİLDİ
 

Geçtiğimiz yıl çocuklara cinsel istismar iddiasıyla gündeme gelen Ensar Vakfı’na da vakfın sponsoru olan GSM operatörü Turkcell’e de birçok kişi tepki göstermişti. Tepkisini sosyal medya üzerinden gösteren kişiler bir süre sonra beklemedikleri bir durumla karşılaşmışlardı. Turkcell, kendilerine tepki gösterilen 11 bin tweete erişim engeli getirirken, 124 kişiye de “ticari itibarının zedelendiği”gerekçesiyle 10 bin TL manevi tazminat davası açmıştı.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nde görülen duruşmada, davayla ilgili emsal karar çıktı. Turkcell’in tazminat talebi reddedilirken, atılan tweetler ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirildi.

AİHM: BÜYÜK ŞİRKETLER TEPKİLERE DAHA AÇIK OLMALI
 

Mahkemenin kararını değerlendiren davalı tarafın avukatı Cevat Kazma, kamu vicdanını derinden yaralayan bir olayda kişilerin kendi düşüncelerini ifade etmesinin engellenmemesi gerektiğine vurgu yaptı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin son zamanlarda aldığı kararları işaret eden Cevat Kazma “AİHM, halka açık ve herkes tarafından bilinen şirketlerin eleştiri ve tepkilere daha açık olması gerektiği yönünde kararlar alıyor. Türkiye’deki markaların bu durumu benimsemesi gerekiyor” yorumunda bulundu.

Davalı Güney Kaplan, ilgili olayın o dönem toplumun büyük bir kesimi tarafından tepki çektiğini ancak GSM operatörünün açtığı tazminat davaları ile suskunluk sarmalı yaratmak istediğini ve kısmen de başarılı olunduğunu söyledi. Kaplan “Dava açıldığı duyulunca, verilen tepkiler azaldı, tepki verenler yazdıklarını sildi ve hesaplarını kapattı. Umarım bu kararla birlikte şirketler kendilerine yöneltilen eleştirileri bastırmak için yargıyı kullanamayacaklarının; eleştiri yapanların da haklı oldukları sürece yargıya güvenebileceklerinin göstergesi olur” dedi.

 
Sayfa Başına Dön